Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr Avrupa ve özellikle AB için Rusya-Ukrayna Savaşı ile iyice tırmanan güvenlik endişeleri, ABD’de ikinci kez Donald Trump’ın seçilmesi, gümrük vergileri gibi keyfi dayatmalar ve son olarak ABD ve İsrail’in İran’daki rejimi değiştirmeye yönelik giriştiği operasyonla adeta “kırmızı alarm” seviyesine ulaştı. Bu noktada Avrupa, yeni bir savunma sanayi ekosistemi inşa etmeyi kaçınılmaz görürken atılan adımların belki de en kritik olanı 6. nesil savaş uçağı projesi FCAS iptal edildi. Almanya ve Fransa’nın büyük umutlarla başladığı “Future Combat Air System” (Geleceğin Muharebe Hava Sistemi) adlı proje, Avrupa medyasında aktarılanlara göre yazılım, kaynak kodları ve fikri mülkiyet hakları gibi teknik ayrılıklar kadar Almanya ve Fransa arasındaki siyasi ve stratejik yaklaşım farklılıkları nedeniyle de suya düştü.

Aslında neredeyse 10 yıl önce, yeni seçilen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Paris’te birlikte start verdiği proje Eurofighter veya Rafale gibi mevcut savaş uçaklarından farklı olarak birbirine bağlı bir “sistemler sistemi” olarak tasarlanmıştı. Projenin temelini Next Generation Weapon System (NGWS) adı verilen sistem oluşturuyor, pilotlu ya da insansız kullanılabilecek yeni nesil bir savaş uçağı öngörülüyordu. Uçak eşlikçi dronlarla desteklenecek tüm bileşenler bulut sistemiyle birbirine bağlanacak, sensör verileri burada gerçek zamanlı olarak birleştirilecekti. Elysee Sarayı yaptığı açıklamasında “Alman makamları, ilgili şirketler üzerinde daha fazla baskı kurulmasının mümkün olmadığı kanaatine vardı” gibi aslında muğlak bir açıklama yaptı.

Meselenin detaylarına değinirken ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN projesinin küresel savunma pazarındaki stratejik önemini yeniden ortaya koymakta. Bu bağlamda Savunma Politikası Analisti Turan Oğuz ile Savunma ve Havacılık Editörü Tolga Özbek, Milliyet.com.tr için konuyu değerlendirdi. Yorumlara geçmeden önce kısaca anlaşmazlık noktalarını masaya yatıralım.

Fransız basını, Alman basını ve aynı zamanda Euronews’ün aktardığına göre teknik anlaşmazlıkların en başında Rafale ve Mirage gibi savaş uçaklarını üreten Fransız savunma şirketi Dassault ile kısmen kamulaştırılmış, yüzde 10’ar hissesine Almanya ve Fransa’nın, yüzde 4’lük hissesine ise İspanya’nın sahip olduğu Airbus arasındaki patent ve fikri mülkiyet hakkı kavgası yer alıyor. Anlaşmaya göre Dassault savaş uçağı geliştirecek, uçağa eşlik edecek ‘drone’lardan Airbus sorumlu olacaktı. Alman televizyon kanalı ZDF’in aktardığına göre Dassault CEO’su Eric Trappier, hassas verilerin ve patentlerin Airbus ile paylaşılmasını istemiyor. Aynı zamanda fikri mülkiyet haklarına dair gelirlerin nasıl paylaşılacağı da iki dev şirket arasında tartışılmaktaydı.

İkinci sırada liderlik kavgası yer almakta. Projenin başında hangi şirketten hangi isimlerin yer alacağı çözülemeyen bir pürüzdü. Dassault projenin liderliğini isterken Airbus, “küçük ortak” pozisyonunu kabul etmiyordu. Rafale’nin arkasındaki Dassault, projede kendi rolünü “ana üstlenici” olarak ifade ediyor ve A’dan Z’ye bir uçağı geliştirecek bilgi birikimine sahip olduğunu öne sürüyordu.

Üçüncü ve en önemli nokta ise stratejik anlaşmazlıklar. Dünyanın nükleer silaha sahip sayılı ülkelerinden olan Fransa, nükleer silah taşıyabilen ve uçak gemilerinde konuşlandırılabilecek bir uçakta ısrarcıydı. Almanya ise buna gerek olmadığını savunuyordu. Airbus CEO’su Guillaume Faury, Şubat 2026’da savaş uçağının iki farklı versiyonunun üretilmesini önerirken bu öneri gerilimi tırmandırdı ve Mart ayı başında Dassault, bu öneriyle Airbus’ı projeyi sabote etmekle suçladı. Fransız gazetesi Le Monde’a konuşan Dassault CEO’su Eric Trappier, Mart 2026’da “Airbus artık Dassault ile çalışmak istemiyor” açıklamasını yaptı.

‘TARİH TEKERRÜR EDİYOR’

Tolga Özbek, FCAS projesinin sonlanmasını Avrupa içindeki derin görüş ayrılıklarına bağlıyor. Özbek, “Avrupa’da ortak bir proje yürütülmesi her ülkenin farklı bakışı nedeniyle oldukça güç” diyerek projenin neden yürümediğini şöyle açıklıyor:

Alıntı Metni

Airbus, aktarılan haberlere göre şimdi yeni ortaklıklar arıyor. Sektör çevreleri İsveçli Saab’ı ve Britanya-Japonya-İtalya ortak savaş uçağı programını alternatifler arasında göstermekte. Dassault’nun ise Rafale savaş uçağının yeni neslini kendi başına geliştirmesi bekleniyor. AB’nin iki devinin bundan böyle ortak bir teknolojik çatı altında ayrı ulusal projelere yönelmesi ihtimaller arasında. Tam da bu bağlamda KAAN gibi bağımsız bir proje Avrupa’nın da dikkatini çekerken bölge için güçlü bir alternatif olabilir.

‘ZAMAN KAYBETMEK İSTEMEYEN KAAN’DAN YARARLANABİLİR’

Tolga Özbek bu bağlamda İspanya üzerinden çarpıcı bir hatırlatma yapıyor. “Fransa ve Almanya projeden çıkınca üçüncü ortak İspanya açıkta kaldı. FCAS, yaklaşık 100 milyar Euro’luk dev bir proje. İspanya tek başına bu yola devam edemez” diyor ve ekliyor:

Alıntı Metni

“İspanya gibi geçmiş yıllarda jet eğitim uçağı üretmiş, havacılık sanayi gelişmiş ve Airbus’ın ortağı bir ülke tarafından tercih edilmesi, TUSAŞ için çok önemli bir tanıtım oldu” diyen Özbek, “Benzer bir KAAN adımı, uçağın dünya pazarına açılmasında önemli bir katkıya sahip olmasına olanak sağlayacaktır” yorumunda bulunuyor. Hatırlanacağı üzere TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, hafta başında Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’nde düzenlenen “Yükselen Türkiye’nin Havacılık ve Savunma Teknolojisi” konferansında yaptığı konuşmasında TUSAŞ’ın vizyonundan söz ederken, “Sivil havacılık yapısalları alanında Airbus ve Boeing’in en büyük tedarikçilerinden biriyiz. Bazı kritik parçalarda dünyadaki tek üretecisyiz. Airbus’ın uçan hemen hemen her uçağında bir TUSAŞ dokunuşu vardır” demiş ve şunları eklemişti:

“Avrupa’da Tempest veya FCAS gibi projeler konuşuluyor olsa da Fransa, Almanya, İspanya veya İngiltere henüz fiilen projelerine başlayabilmiş değiller. Biz ise onlardan çok daha ilerideyiz. Milli Muharebe Uçağımız KAAN’ın 21 Şubat 2024’teki ilk uçuşu, tüm ülkenin yürüyüşünü değiştirdi. Türkiye, bu teknolojiyi başarabilen dünyadaki 4 ülkeden biri oldu. Türk Hava Kuvvetleri’nin F-16’lardan oluşan taarruz omurgasını yerli ve milli sistemlerle modernize etmek adına takvimimizi hassasiyetle uyguluyoruz.”

Turan Oğuz da meseleyi ele alırken benzer bir çerçeve çiziyor. Dünya genelinde 5. nesil uçaklara erişimin ne kadar kısıtlı olduğuna dikkat çeken Oğuz, ABD’nin F-22’yi satmadığını, Çin ve Rusya’nın ise kendi en gelişmiş modelleri olan J-20 ve Su-57’yi tam performanslı halleriyle ihraç etmediğini belirtiyor ve bunlara ek olarak F-35 ile ilgili de soru işaretlerinin mevcut olduğunu vurguluyor:

Alıntı Metni

‘DÜNYANIN O KADAR ZAMANI YOK’

Dolayısıyla bugün Güney Kore’nin devam eden KF-21 projesi ve KAAN dışında bir alternatif bulunmuyor. Fakat KF-21 konusunu açtığımızda KAAN’ın stratejik önemi bir kez daha ortaya çıkmakta. Turan Oğuz bu durumu, “KF-21’de şöyle bir problem var; 23 tane alt sistemin 21’i Amerika’dan ithal edildi. Yani Amerikan teknolojisiyle, teknoloji transferiyle alınıp kullanıldı. Dolayısıyla KF-21 alabilmeniz için de ABD’nin ihraç lisansı vermesi yani ABD onayı gerekiyor. Böyle baktığınız zaman dünyada 5. nesil savaş uçağı alacaksanız KAAN’dan başka ihtimal kalmadı ortada” ifadeleriyle açıklıyor ve devam ediyor:

Alıntı Metni

KAAN VE 5,5. NESİL VİZYONU

Turan Oğuz, KAAN’ı rakiplerinden ayıran en önemli özelliğin geleceğin savaş doktrinlerine uyumu olduğunu belirtiyor. KAAN’ın sadece bir uçak değil, bir sistemler bütünü olacağını ifade eden Oğuz, “KAAN bir yandan 5,5. nesil olarak çalışılıyor. Nedir bu 5,5. nesil özellikleri? Yapay zeka ve insanlı-insansız takımlar… Yani insansız savaş uçaklarıyla birlikte çalışması.. Türkiye hem 5. nesil bir savaş uçağı hem de birinci nesil insansız savaş uçağı (Kızılelma, ANKA-3) sahibi olacak. Dünyada çok az ülke bunu söyleyebilecek durumda. Ayrıca şimdi bütün dünya bunu yazıyor; Asya kaynaklarından, Çin ve Rus kaynaklarına, Batı kaynaklarına kadar Türkiye’nin yerinin çok farklı olduğu yazılıyor. İnsansız hava araçlarında ve elektronik harpte Türkiye en üst ligde. Türkiye kendi savaş doktrinlerini oluşturuyor” şeklinde konuşuyor.

Avrupa’daki projelerin takvimlerinin 2040 ve sonrasına sarkması, KAAN’ın önündeki 2030-2050 penceresini daha da kritik hale getirebilir. Hem Tolga Özbek hem de Turan Oğuz, KAAN’ın ağ merkezli harp yeteneği, sensör füzyonu ve insansız platformlarla koordinasyonu sayesinde sadece Avrupa değil, dünya pazarında “oyun değiştirici” olacağı görüşünde birleşiyor. Son olarak Özbek, Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselinin Avrupa’yı nasıl etkilediğine dair “Avrupa son bir yıldır Rusya’nın tehditini algılayarak ve ABD Başkanı Trump’ın da attığı adımla savunma sanayiine ciddi yatırım yapıyor. Silah alımları rekor kırıyor. Bu gelişmeler Türk Savunma Sanayii için çok önemli bir gelişme. İhracatımızın hızlı ve istikrarlı artması da bunu gösteriyor. Ancak Avrupa Birliği, Yunan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin alımları engellemesi bu konuda en büyük zorlukların başında geliyor. Bunu aşmak için örneğin geçmişe kadar bize ambargo uygulayan Almanya’nın Fransa’nın bireysel olarak gelmesi, temaslarda bulunması Türk Savunma Sanayii’nin durumunu ortaya koyuyor” yorumunda bulunuyor.